Bizi Facebook`da izləyin

20 saniyəyə bağlanır... Bağla


Türkün Tarixlə imtahanı-Aygün ATTAR yazır

Prof. Dr. Aygün Attarım Türkiyənin www.enpolitik.com saytına yazdığı "Türkün Tarixlə imtahanı-1" yazısını təqdim edirik.

Dərc edilib 3 noyabr 2016 [12:58]

Türkiye bir darbe teşebbüsü yaşadı. 15 Temmuz’u yaşadı bu ülke. İhaneti yaşadı ve ihanet edenlere karşı canıyla ortaya koydu. Vatana sadakatini, kalleşçe devleti ele geçirmeye yeltenenlere onurlu duruşu ile sedoldu.15 Temmuz akşamı ihanetle dirayetin savaşını yaşadı bu halk ve milli irade zafer kazandı. Bizim nesil ve bizden sonrakiler, o geceyi hiç unutmayacak ve unutmamalıdır da… Fakat unutulmaması gereken çok önemli bir gerçek daha var; O akşamın akabinde yaşananlar… Önemli makamları iştigal eden nice zatların kayıplara karışması, aranan nice önemli şahısların telefonlarına ulaşılamaması değil kastettiğim, dindaşlarımız ve soydaşlarımız olan devletler başta olmakla dünyanın demokrasiyi hiçe sayarak,sandığı elinin tersiyle iterek,milletin iradesine hilaf bir cunta ayaklanması karşısında göster(me)miş olduğu tavrı unutmamalıyız. Dünyada var olan kırk altı İslam devleti içerisinde sadece Can Azerbaycan, ilk olarak 15 Temmuz gecesi yaşanan darbe teşebbüsünü şiddetle kınamış bir ülke olarak her zaman kardeş Türkiye’nin yanında olunacağı devlet başçısı İlham Aliyev tarafından beyan edilmiştir.

Azerbaycan cumhurbaşkanının eşleri milletvekili Mihriban Aliyeva hanımefendi de aynı gece henüz Türkiye’de bir çok önemli makam sahipleri fikir beyan etmekten kaçınarak beklemeyi tercih ettikleri saatlerde şahsına ait resmi Facebook sayfasında Sn. Aliyev ve Sn. Erdoğan’ın kucaklaşmış oldukları resmi yayınlamış ve yazdığı samimi destek mesajı ile hepimizi duygulandırmışlardı. Yani tarih boyunca olduğu gibi iki kardeş devlet, bir daha dünyaya birlik ve beraberlik mesajı vermiştir. Ayrıca yakın tarihlerde İstanbul’da gerçekleşen Uluslararası Enerji Kongresinde Azerbaycan Devlet Başkanı konuşmasında tekrar bu konuya değinerek “Temmuz ayında Türkiye çetin bir sınavdan şerefle çıktı. Türk halkı, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın etrafında birleşerek büyük kahramanlık göstererek darbe girişimini karşısına aldı, devleti korudu. Türkiye’nin bugününü ve geleceğini korudu. Biz Azerbaycan olarak sizinle gurur duyuyoruz” demiştir. Ne acıdır ki İslam Dünyasının tüm sorunlarında elini taşın altına koyan ülkemize bu devletlerden hain darbe teşebbüsüne yönelik beklediğimiz destek gelmemiştir. Hayatını TURAN mefkûresine adamış bir akademisyen olarak, büyük üzüntü ile aynı dine mensup olduğumuz ülkelerin tavırlarıyla ilgili yaşadığımız hayal kırıklığının aynı soydan olduğumuz ülkeler timsalinde de yaşadığımızı belirtmeliyim. Türk Devletlerinin, Türkiye’de devleti ele geçirmek isteyen hain girişime tepkisi tıpkı Azerbaycan gibi anında olmalı idi ve o zor günlerde Cumhurbaşkanı Erdoğan’la omuz omuza vermelerini beklerdik. Türkiye’nin sabitliliği, Türk Dünyasının huzurunun da teminatı olduğunun unutulmaması gerekiyor.

Bir millet iki devlet felsefesinin banisi ulu önder rahmetli Haydar Aliyev, Azerbaycan’ın bağımsızlığının ilk yıllarında Fransa’da resmi seferde iken o ülkedeki PKK’lıların adeta avukatlığını yapan Madam Mitterand’ı da susturacak bir zeka ile dönemin Cumhurbaşkanı Mitterand’ın sözde Ermeni soykırımı ile ilgili Türkiye’ye yüklenmesine ” Türkiye’nin ayağına atılan taş, bizim başımıza değer.” cevabını vererek iki ülke arasındaki sarsılmaz bağa vurgu yapmış idi. Yani iki yıl önce Romanya’da yapılan ve Türkiye’nin bulunmadığı bir toplantıda Ermenistan Cumhurbaşkanı Sarkisyan’ın ülkemizle ilgili sarf ettiği hezeyanlara İlham Aliyev’in “Türkiye burada yoksa ben varım. ” diyerek haddini bildirmesi dünya kamuoyu nezdinde geleneksel Azerbaycan-Türkiye birlikteliğinin tezahürü olmakla birlikte iki ülke arasında şerefli bir sahiplenme geleneğinin de devamıdır. Azerbaycan ile Türkiye arasındaki münasebetin özünde soydaşlık esasına bağlı, duygusal bağlar, gönüldaşlık var ve tarih boyunca da hep olmuştur. Bu ahvali ruhiyeyi anlayabilmek o gönül köprüsünün nasıl inşa edildiğini idrak etmek için tarihten günümüze kısaca da olsa nazar salmak zarureti ortaya çıkmaktadır.

Hepimizin malumudur ki Osmanlı Devletinin kuruluşunda önemli rol oynayan Akşemseddin Hacı Bayram Veli öğretisinin taşıyıcısı ve devamcısı olmuştur. Hacı Bayram Veli Bakü, Tiflis, Şiraz, Erdebil’in kültür ve tasavvuf ehlini manevi cihetten temin eden önemli öğretinin piri olmuştur. Hatta Hoca Alaaddin Erdebili, Erdebil tekkesinin şeyhi iken Hacı Bayram Veli bu tekkeyi ziyaret etmiştir. Erdebil Tekkesinin gelenek ve görüşleri, gerek Anadolu tekkelerinin tasavvuf görüşleri gerek eylemleri tıpatıp Bayramiye’ye uyum göstermektedir. Hacı Bayram Veli’yi sadece bir yolun gelenek ve kalıpların içinde görmek oldukça güçtür. Hacı Bayram’ın ölümünün ardından Akşemseddin de aynen onun hoşgörü yolunu takip etmiştir. Bayramlığın asıl takipçisinin Akşemseddin olduğunda bütün kaynaklar birleşir. Akşemseddin’in arı bir dille pirine yazdığı bir şiiri şöyledir: Aşık oldum sana candan Hacı Bayram pirim sultan Gönül himmet umar senden Hacı Bayram pirim sultan Irak mıdır yollarımız Taze midir güllerimiz Hub söyler dillerimiz Hacı Bayram pirim sultan Hacı Bayram Veli’nin, Akşemseddin’in, Azerbaycan’dan Amasya’ya göç eden Şeyh Nigari Hazretlerinin öğretileri,bu coğrafyada var olan soy birliğini maneviyat birliği ile pekiştirdi ve ne yazık ki Türk tarihinin kanla çizilmiş Çaldıran savaşı birge atan gönülleri derinden yaralayıp paramparça etti.

Yüzyılların ötesinden ders çıkarmamız gereken bu olay, mütemadiyen siyasi çıkarlar nedeni ile bölgede Türklerin varlığından rahatsız olan dış mihrakların tetiklemesi ile alevlendirildi. Bizi zayıflatan birbirimize düşüren bu fitne fücur ocağının sönmesine bir türlü müsaade edilmedi. Tüm bunlara rağmen Azerbaycan, Türkiye ile ilişkilerini tarih boyunca her türlü mezhepsel olayların fevkinde yürütmüş ve Türkiye de Azerbaycan’ı hep can olarak görmüştür. Türkiye’de Yaşayan Azerbaycanlıların Tarihi adlı kitabın yazarı olmam nedeni ile ülkemizde altı milyonun üstünde Azerbaycan Türkü yaşadığını bilmekteyim ve bu insanlar, tarih boyunca tıpkı Balkan Savaşına Azerbaycan’dan gönüllü birlikler halinde katılarak evlad-ı Fatiha’nın savunmasında can veren, Çanakkale Savaşına katılarak şehit olan, milli mücadele döneminde evlilik yüzüklerini satarak, Anadolu’nun yad ellere geçmemesi için yardım gönderen kardeşleri gibi Türkiye’nin bölünmez bütünlüğü için yaşamış, varlık göstermiş ve şehit olmuşlardır. Tıpkı Türkiye’nin yedi düvele karşı savaştığı bir dönemde Azerbaycan’ dan gelen yardım talebi üzerine 1918’in zor şartlarında bir ay gibi kısa zamanda yarattığı Kafkas İslam Ordusu ile Bakü’yü, Gence’yi, Karabağ’ı düşmandan kurtararak bu yolda canını feda eden Mehmetçiğin, kardeş vatanın bekası için tereddüt etmeden ölüme atladığı gibi..

15 Temmuz darbe gecesi Özel Kuvvet Komutanlığında görev yapan vatan evlatlarımız, kahramanlığın tarihini yazdılar. O şehit analarının içinde ağıtını, hiç kaybetmediği o güzelim Azerbaycan şivesi ile yakan, Iğdırlı mübarek ananın Vatan Sağolsun’u hepimizin ortak duası ve temel isteğidir. Ama bu yazıyı yazmama sebebiyet veren bazı nahoş gelişmeler göstermektedir ki, Türkiye ile Azerbaycan’ın birliğinden, beraberliğinden rahatsız olanlar çok daha korkunç sinsi planlar peşindeler. Şöyle ki dört tarafımız ateşten gömlek iken Ortadoğu’da transatlantikten yazılmış senaryoların devreye sokulduğu bir dönemde FETÖ ihanet şebekesinin kökünün tamamen kazınması ümide işimiz olmalı iken, PKK terörü ve onu besleyenlerin yok edilmesi, bataklıkların kurutulması için milletçe seferberlik ruhunu oluşturduğumuz bu ortamda birileri durup dururken ortaya Iğdır merkezli ama tüm Azerbaycanlıları hatta can Azerbaycan’ı bile rencide eden bir Şia tartışması attı. Buyurun cenaze namazına. Musul meselesinin konuşulduğu Kerkük’ün gözlerinin bizden gidecek destek için yollarda olduğu ve en önemlisi ülkenin geleceğe yönelik daha güçlü adımlarla ilerlemesi için, başkanlık sisteminin halk tarafından müzakereye açıldığı bir süreçte sanki içimizde sorunumuz hiç yokmuş gibi neden böyle bir gereksiz, zamansız, sevimsiz konu ortaya atılıyor. Saygısızca bir yaklaşımla manevi saldırıya maruz bırakılan milyonlarca insanımızı rencide etmek, küstürmek kimin işine yarıyor? Şahsen ben, günlerdir Türkiye’nin dört bir tarafından bana yazan, arayan, yüz yüze görüşen insanların STK’ nın Azerbaycan’dan hayretler içerisinde olayları izleyen soydaşlarımın ” Komşuda bunun için fırsat bekleyen devletin ekmeğine neden yağ sürüyorlar?” sorularına muhatap olmaktayım. (DEVAMI VAR)














Oxşar xəbərlər





Dərmanların qiyməti dolların məzənnəsinə uyğun dəyişəcək


Cəmi səslər: 417